Selam uykusuzlar.
Bazen olur da insana şöyle oturaklı bir bilim kurgu izleme isteği uyandığı olur.İşte o zaman cidden baydırıcı olmayan bir yapım bulması bir hayli zordur.Alışageldiğimiz kalıpların dışına çıkabilecek özellikleri de olmalı elbette.Zira alelade bu tarz bir çalışma için çılgın,yerçekimsiz ortamdan uzaklaşmayı göze alabilecek bir adam,bir uzay aracı ve evrenin x mekanlarında bilinmeyen tuhaf yaratıklar ve çevresel hadiselerle mücadele falan...Eğer biraz Amerikanvarilik barındırıyorsa Armagedonda olduğu gibi “dünyayı kurtarmaya soyunan” tipleri görebiliriz lakin tüm bu hengamelerin içinde sıradan safça insani duyguları pek de göremiyoruz:Özlem,vefa,hüzün gibi. Belki de benim için *interstellar* ı bu kadar özel kılan bu olmalıydı.Bunu filmi ikinci izlememde farkettim.
Esasında filmin uzun uzadıya çözümlemesini yapmak niyetinde değilim.Birazcık da izleyip görün derim. Ancak bir iki noktaya parmak basmadan da geçemeyeceğim.2014 yapımı Christopher NOLAN filmi, usta yönetmenin karakteristik sinema dilini tüm eserlerde gördüğümüz gibi burada da yansıtmış. Salt bilim-kurgu sanatçının pek tarzı değil aslına bakacak olursan.Yine de neredeyse tamamen karakterine uygun bir yapımla karşı karşıyayız.İnception (Başlangıç) ‘da reel dünyanın dışına taşan çarpıcı hayal dünyası ve rüyalarla beslenen yapıtı biraz da haberci gibiydi sanki.*Memento* ‘yu anlatmaya gerek yok sanırım hayranları tersten giden kurgusunu iyi bilir ki bu hususta öncüdür.Yıldızlararasında baş kahramanımız Cooper (Matthew McConaughey) de yaşadığı yerkürenin geleceği için kendisi için kısa,kızı için uzun gelecek bir yolculuğa çıkacaktır iki yol arkadaşıyla beraber.Kızına sürenin bu kadar uzun gelmesi elbette ki sadece yol gözlemenin verdiği elemle alakalı değil;babasının evrende seyahatinde ışık hızına ulaşmaları ve buna bağlı olarak Einstein’’ın *izafiyet (genel görecelik) kuramı* da teoriye atfen zaman algısının değişmesidir.Babası da yola çıkarken “belki dönünce aynı yaşta oluruz” diyerek ipucunu vermiştir.
Teknolojik epey bir gelişmeye rağmen filmdeki sahneler ve yaşam alanları da hayatın realitesinden uzak değildir.Baş kahraman Amerikan kırsalında tarla sürüp mahsul kaldıran,çiftlik evinde ailesiyle yaşayan bir vatandaştır.Bu kanımca çok tatlı ve insani bir ambians katmış.Film tüm zamanların yapılan bilim kurgu çalışmaları içinde üst sıralarda diyebilirim.1969 yapımı Kubrick’in *A Space Odesy* ve Tarkovsky’nin *Solaris-Stalker* yapıtlarını saymassak içinde işlenen duygu yüküyle izlediğim sağlam bir çalışma diyebilirim.Burada içeriğine girip kafanızı da bulandırmayacağım *solucan deliği,olay ufku,gravity*gibi astro-fizik terimlerini de barındırması fiziğin bu alanına ilgisi olanların da dikkatini çekebilir diye düşünüyorum.Yazcak aklımda daha çok şey var ama inanın saat gecenin 03:00’ı uyku gözümden akıyor,yarın işe gideceğim ve üstelik pazartesi.Düşünebiliyor musunuz?
Seviliyorsunuz...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder