Sinema ve Edebiyat birbirini besleyen, anlam katan ve zenginleştiren yönleriyle simbiyotik bir ilişki içindedir diyebiliriz. "Çizgili Pijamalı Çocuk", yazın dilinin imgelemlerinin beyaz perdeye aktarılmasında taşıdığı kaygılar ve bilhassa çocuk dünyasının algılarıyla tasviri tam manasıyla aktarabilme gayreti yönünden incelenmesi gereken eserlerdendir. Hikayesini tarihin acılarla dolu sayfalarından almıştır ve bu dramatik geçmişin örüntüleri içinde, travmatik hadiseler zincirinin arasında insana, masumiyet ve sevgiye dair bir öykülemeyi bir çocuğun gözlerinden yapmaya çalışmıştır. İrlandalı yazar John BOYLE' un 2006' da yayımlanan eseri görünüşte bir çocuk romanı izlenimi verse de esasında öyle olmadığı söylenebilir. Kitlesi çocuklar kadar yetişkinlere de hitap eden bir "Holokost" romanıdır diyebiliriz. Kitabın Türkçe çevirisini okuyanlar kapak kısmında şu yazıyla karşılaşırlar; " bu kitabı okumaya başladığınızda dokuz yaşında bir çocukla yolculuğa çıkacaksınız, ama bu kitap dokuz yaşındakiler için değil." Filmi izleyenler ya da kitabı okuyanlar temanın salt çocuk düzleminde ve çocuklar için olmadığını anlayabilirler. Lakin bu çocukların okuyamacağı anlamına gelmez. Pek tabi belirli bir yaş düzeyi üzeri çocuklar için oldukça uygun bir çalışmadır. Kitabın ana karakteri Bruno'nun babası Nazi Almanyası' na bağlı bir SS subayıdır ve bu bağlamda Polonya'da toplama kampında görevlendirilmiştir. Büyümüş olduğu memleketinden ve arkadaşlarından ayrılıp çok farklı bir diyara taşınacaklardır. Çocukluk çağlarında başka bir yere taşınmak bir heyecanı da beraberinde getirse de Bruno bu farklı çevreye alışmak da zorlanacaktır. Bir merakla etrafı keşfetmek arzusunda olan kahramanımızın dışarıda serbestçe dolaşmasıda yasaktır. Zira yeni evleri tarihin tanık olduğu en dramatik insan trajedilerinden birine ev sahipliği yapan *Auschwitch* Nazi toplama kampına komşudur. Bruno evlerinin odalarından kampı ve oradaki mahkumları görür ki anne Elsa bundan çok rahatsızlık duymaktadır.
Brono evlerinin penceresinden gördüğü bu yerin bir çiftlik olabileceğini düşünür. Çok sayıda ve geniş bir araziye yayılan barakalar, aralarda barakalardan büyükçe kırmızı küçük tuğlalardan yapılar, büyük bacalarından duman tüter vaziyette görünen evler... Ama bu bacalar bildiği gibi değil oldukça cüsseli idi. Çizgili pijamalı işçiler ve arada yer yer onların çizgili pijamalı çocukları da görmekteydi. Bruno ablası Gretel ile kampla alakalı konuşarak merakını gidermeye çalışır ve orayı görmek istediğini söyler; babası Ralf kampta gördüğü kişilerin insan olmadığını söyler. Bu Bruno'nun kafasında karma karışık düşünceler oluşturur. Yine de birşeyler onu cekmekteydi ve sonunda cesaretini toplayarak evin arkasından yeşillik ve ağaçlık bir bölgeden geçerek demir tellerin yanında bulur kendini. Tellerin diğer yanında gördüğü ufak tefek kendine başına oynayan bir çocuk görür. Kendisiyle aynı yaşta olduğunu sonradan öğrenecegi çocuğa selam vererek sohbet etmeye başlar. Konuştukça farkeder ki aynı gün doğmuşlardır. Yeni arkadaşının ismi Shmuel'dir ve aralarındaki arkadaşlık günler ilerledikçe gelişir. Tüm bunlar olurken Bruno'nun annesi kampta olup bitenlerden haberdar olmuştur. Bu onda rahatsızlık meydana getirir ve eşine oradan ayrılmak istediğini söyler. Bruno'nun babası bir süre idare etse de ailesiyle böyle bir ortamda uzun süre kalamayacağını anlar ve düşüncesini sonra onlara da açıklar. Geldiği ilk günlerde sevineceği bu haber Bruno'da üzüntüye yol açar. Buradan taşınmak arkadaşı Shmuel'den ayrılmak anlamına gelmektedir. Bu durumu arkadaşına haber verir. Bu esnada Shmuel de kampta sıkıntılı günler geçirmekteydi. Babası bir anda ortadan kaybolmuştu ve hakkında hiçbir bilgisi yoktu. Arkadaşını bu zor zamanlarında yalnız bırakmak istemeyen Bruno bu son günlerinde on yardımcı olmak ister. Shmuel Beuno'ya kamp içinde fark edilmemesi için çizgili pijamalardan giydirir ve tel örgülerin geçerek Shmuel'in babasını aramaya koyulurlar. Hadiseler elbette ki bu saatten sonra daha bir trajik hale bürünür; sonunu anlamak hiç de zor olmasa gerek.
Avrupa' nın farklı güzergahlarından vagonlara bir mal gibi istiflenmiş, yaşlısı genci ve çocuğuyla insan yığınlarının demir rayların üzerindeki son durağının bir meçhule açılan kapısını görüyoruz. Bu kapıdan geçince artık bir ismin , kariyerin, mesleğin ve kişiliğin tamamen ortadan kayboluyor. Seni ifade edebilecek zevkine göre bir kıyafet de kalmıyor. Film ve romanda bir çocuğun gözünde masumlaşan bu çizgili pijamalar yüzbinlerin ortak kıyafeti ve kaybolmuşluklarının sembolü. Tek tip kıyafet ve saç traşının yanında mahkumlar numaralandırılıyor ve bir isimleri bile kalmıyor. Artık onlar isimsiz, kıyafetsiz meçhule giden bir insan kalabağından ibaretler.



