Selam uykusuzlar.
Dizinin şiddet sahnelerini bir tarafa bırakıp Agah efendiyi muhitinde bir İstanbul beyfendisi olarak ederin merkezine alsak,tam manasıyla İstanbul kokan ve alabildiğine yerli ve bizden bir eserle yüzyüze geliriz.Lakin kadrajı biraz daha kaldırınca olay örgüsü bir dizi cinayetlerle bezenmiş tipik bir *seri katil* hikayesi bizi karşılıyor.Bu tarz olayların realitesi ülkemizde pek yaygın olmasa da yabancı menşeli gerilim-korku türlerinden aşinalığımız vardır.Şu bir gerçek ki seri bir katille maktul arasında bire bir ilişki genel olarak geçmez.Geçmişten gelen bilinçaltı etkenleri,çocukluk döneminden kalma sorunlar,katilin hayal dünyası gibi etkenlerden mütevellid bir hareket enerjisi ve yönelim vardır.*Şahsiyet*’in ana karakteri cinayetleri işlerken kimi maktullerle öncesi ilişkisi olmuşken kimileri sadece düşünce profiline uygundur.Agah efendiye can verecek oyuncu seçimi ise harbiden tam isabetli olmuş diyebilirim ki Haluk BİLGİNER bu tezatı,yani İstanbul Beyfendisi-seri katil şeklindeki madalyonun iki yüzünü betimlemede biçilmiş kaftan olmuş.Belki sadece kendi adıma konuşabilirim ama başka biri olsaymış dizi bu seviyede lirik ve cazip bir çekim alanı oluşturamazdı diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
*Şahsiyet* günümüzün tv izleme alışkanlığının farklı bir yöne evrildiğinin de bir göstergesi olarak *internet* dizisi şeklinde izleyiciye sunulmuş.Elbette ki bu da tıpkı bir klasik filmi hastasının arayıp bulması gibi bir motivasyon gerektiriyor.Dizi anlatım ve kurgusuyla bilindik formlardan bir hayli farklı ki her bir bölüm *sinema kalitesinde* bir özelliğe sahip.Sinematografi ve ışık kullanımında bunun ağırlığını görmek mümkün.Bir Gerilim-polisiye tarzı olmasının yanısıra *İstanbul* dizisi aynı zamanda.Böyle bir cümleyi kurduktan sonra akla şöyle bir soru gelebilir :”Eee kardeşim kaç dizi-film İstanbul dışında yapılıyor ki?Orası öyle lakin bizzat İstanbul kokan,karakterleri,insanların halet-i ruhiyeleriyle hem hal olmuş kaç İstanbul filmi var?Sadri ALIŞIK’ın baş rol oynadığı “Ah Güzel İstanbul” zihnimde canlandı birden,Film İstanbul olmuş İstanbul filme dönüşmüştü.Dizinin yeni nesil ancak usta işi bir yapıt çıkaran yönetmeni Onur SAYLAK İstanbul’u betimlemeleriyle böylesine ön plana çıkarmakla akıllı ve isabetli davranmış.Hafızalarda kalıcılığını artırıp estetik bir ambians vermiş.Agah efendinin bir dostuyla Çiçek Pasajında buluşup birkaç kadeh tokuşturduğu sahnede Beyoğlu’nun kalabalık ve keşmekeşinden dem vururken “benim soyadım Beyoğlu ben buraları terk etmem onlar terk etsin” diye serzenişi İstanbullu dizinin somut bir ifadesi olarak yansır.
Kim derdi ki böylesine beyfendi bir adam seri cinayetlere soyunsun?Agah efendiyi bu temayüle sevk eden bir tetikleyici olmalıydı elbet.Ve bir gün sabah erken saatte kalktığında kedisinin yokluğunu hissedip aradığında ölüsünü bulup veterinere götürdüğünde susuzluktan öldüğü haberini alıyor.Günlerdir kedisini unutmasının da müsebbibi olan *allzhimer* hastalığı teşhisi karakterimizin ruh halinde dalgalanmaya sebebiyet vererek bir fikir uyandırıyor:Madem ki herşeyi unutacağım neden olmasın?İşte bu varoluşsal dönüşüm anından sonra akşam evde terliğini giyip tv karşına oturan ya da kitabını alıp satırlar arasında gezinen müşfik kahramanımız farklı bir cihete evrilir.Hayatına bir şekilde girmiş ya da girmemiş olsun temel niteliği “kötü” olan kişileri seçerek bir nevi temizlik işine girişiyor.Burada karşımıza büyük Rus Edebiyatçı Dostoyevski’nin *Suç ve Ceza* eserinde ortaya attığı önermeyle yüz yüze geliyoruz; *zararlıyı öldürme eyleminin suç boyutu mu yoksa zararlının insanlık nezdindeki açtığı yaralar mı ağır başar?Zahiren bir canilik olarak algılansa da amaç edindiği misyonun fazileti burada eylemin ruhî tesirini hafifletmektedir.
Spoiler sınırını aşıp heyecanı kaçırmadan belirtiyim ki tabi her seri katil senaryosunda olduğu gibi perdenin diğer tarafında işin adlî ve polisiye kısmı bulunmakta.Cinayetleri araştıran birim İstanbul Emniyetinden Asayiş Şubenin Cinayet büro amirliği.Burada gördüğüm kadarıyla polislik anlatımı ortalamanın biraz üzerinde diyebilirim.Burada ifade ettiğim mesleğin realitesine uygunluğu.Arka sokaklardaki gibi gerçeklikten uzak olmasa da tabi ki Nuri Bilge CEYLAN’ın *Bir Zamanlar Anadolu* çalışmasında Yılmaz ERDOĞAN’ın canlandırdığı Komiser rolü kadar hakkını veremiyor.Ancak genel anlamda Cinayet büro ve araştırmaları polisiye zevki vererek belirli bir kalite seviyesindedir.
Anlatacaklarım bu kadar uykusuzlar.Benim gibi çok dizi hastası olmayanların da izleyebileceği ayarda bir yapım diyebilirim...

