Selam uykusuzlar
Dizi takip etmek merakları arasında olmayan bir tip olsam da bir tanesi var ki adeta “kendimi izlemekten geri alamıyorum desem abartı olmaz galiba.Zira yatmadan hemen önce loş Işık’ta eline aldığın hafif bir romanın içinde gözlere çöken ağırlık ve uykunun o dayanılmaz çekiciliği gibi....Benim için de bir ara *twin peaks* uyku modu öncesi son bir yolculuktu düşlerin ve gizemlerin diyarına.Sonrası gözlerime çöken uykuyla Twin peaks polis departmanında ajan cooper’in sözleri kulağımda hala dalgalanırken uykunun kollarında kendini bulmak.İşte bu da o kadar garip ki yerine göre gerilim temalı bir çalışmada kafanın dinlenmesi ve beynin gevşemesi.Gerilimde esasında sinema yapıtlarında da kaliteyi bu noktada buluyorum.Lakin Lynch tasarladığı bu dünyada izleyici ürkütmekten ziyade ürpertmek ve gizemin içinde kaybetmek peşinde.Öyleki yekpare başı sonu olan bir senaryo gibi belirgin bir gelişme ararsanız kafanız almayacaktır.Birbirinden kopuk hikaye ve karakterlerde sanki hayatın içinde gibi hissettiğimizde oluyor.Kaybolduğunu hissetsen de bazen bir karşılıklı muhabbette ya da bir karakterin iç dünyasında kendimizi bulabiliyoruz.Bir anda 1990 daki 1. sezonundan bir replik geldi aklıma.Vefat eden eşinden bahseden az yaşlıca amcamız “onunla yaşamak bir cehennemdi” diyor ve biraz içli bir düşünce duraksamasından sonra “ama orada biraz cennet de vardı” diye ekliyor.Bu sahneye kadar neyle karşılaştığını algılamayan izleyici burada bir tokat hissediyor cidden. Açıklayamadığı pek çok şeyde burada izah buluyor sanki.Cevaba kavuşuyor adeta.
Yüzyılın sinemaya kattığı farklı bir dil ve getirdiği kendine özgü bir üslupla hiç kuşkusuz en büyük ve efsane sanatçılarından olan LYNCH aslında bir sinemacı,usta bir sinemacı olsa da dizi alemine de bir dokunuş yapmış,benim diyen pekçok sağlam yapıtları gölgede bırakmıştır.Basitlik izlerine rastlamak zor olup her bir bölüm sinematografik kaliteye haizdir.Yıllarca hollywood sineması ve klişelerine,standart film kalıplarına alışkın bir izleyici için ilk izleme harbiden maceradır.Tabi ilk film olarak Elephant Man’i değilde Eraser Hed’i şeçtiyseniz geçmiş olsun kafayı mı yakıyorum diyebilirsiniz. Sürrealist dışavurumcu,rüyasal Lynch sinemasından ayrılan iki eseri straight story ve Elephant Man (Fil Adam) filmlerini ayırırsak nisbeten birbirine yakın ve tamamlayan bir alemin içine gireriz.Hiçbir zaman hayatın sırrına vakıf olmak gibi bir gayretimiz olmadan yaşamaya devam ettiğimiz gibi Lynch filmlerini bulmaca gibi çözmek şeklinde bir girişim de beyhude ve gereksizdir.İşin rengini de kaçırır.Bırak nasıl ki hayatı her insan nasıl kendine göre algılıyorsa bunu da istediği gibi algılasın.Aldoux Huksley’in “Algı Kapıları” eserinde çarpıcı bir görüşü vardı; “hiçbir insan karşısındakini tam manasıyla anlayamayacaktır”. Demek oluyor ki bizim dünyamızı da en iyi bilen biziz.Twin peaks de de en tatlı olan da bu olsa gerek: Herkese istediği yolculuğa çıkıyor.Bu kasaba herkesin zihninde ayrı canlanan bir kasabayı tasvir ediyor.
David Lynch abimiz Cidden sıradışı bir insan.Filmlerinde “Cameo” yapmak gibi bir saplantısı olmasa da Twin Peaks’sin bu efsane dönüş serisinde “cameo” nun oldukça ötesine geçmiş ve serinin belirli bir bölümüne kadar as adam olmuştur nerdeyse.Yönetmenlerin,film içinde kısa bir sahnede görünmesi anlamına gelen bu kavramı icat eden Hitchcock her eserinde birkaç saniye de olsa mutlaka görünmeyi prensip edinmiş lakin uslu uslu durmuştur.Otobüste yanınıza oturan tombulca mahalle eşrafından Ahmet amca gibi gazetesini açıp okumuştur.Bu yaklaşım estetik de katmıyor değil.İkiz Tepelerin kaotik dünyası yetmezmiş gibi bir de Lynch...İşte bu tarifi zor.Ustamız tabibi gözden de kaçmıyor entellektüel mirasını,beyin fırtınaları ve saplantılarla dolu dünyada ortaya cömertçe sermiştir.Yetmiş yaşının ortalarına doğru ilerleyen bu Çınarı daha ne kadar izlersek o kadar iyi demekten kendimizi alamıyoruz.Çalışmalarını bitirmesi herhalde mahallede çok sevdiğimiz tatlı ekmek kokuları türüm türüm yayan o sıcak fırınımızın kapanması gibi olurdu.
Twin Peaks Amerika Birleşik Devletlerinin kuzeybatısında nispeten soğuk, dağlık ve yeşil bir bölgede Washington eyalet sınırları içinde bir kasaba.Dizi afişi de bu şirin şehire giren dolambaçlı yol ve belirtir tabeladan oluşur.İşte üzerine sis çökmüş o koyu yeşil tonların arasından kıvrılan yollar,yükseklerden çağlayan şelaleler derken *Angelo Badalamenti* nin diziye özel o efsane müziğinin girişi.İnsanı alıp başka diyarlara ,geçmişin derinliklerine, zihnin ücra köşelerine taşıması.Karmaşık ve içine çeken yer yer kopuk insan ve öyküleriyle kasabanın içine doğru ilerlerken diğer yandan nostaljinin dayanılmaz çekişiyle geçmişte yolculuk,bu mekanları ve doğayı tanıdık bildik yerlere benzetmek.Badalamenti’nin müziğiyle gözlerime de bir gevşeme gelirken lise yıllarıma ve o günlerimin geçtiği çam kokularıyla Anamur,mahallem ve ormanın içine doğru kıvrılan ve bana her zaman gizemli gelmiş olan mağara sokak adıyla geçen patika.Bu garip düşsel yolculuklarım diziyle bütünleşiyor gibi.
Filmin konusunu iyiden iyiye anlatmak gibi bir niyetim yok.İzleyin ve görün derim. daha ziyade uyandırdığı hisler ve yapıtın ayrıksı özelliklerini dikkate alıyorum.Spoiler vermek pek tarzım olmasa da ince portre çiziyim.Eserin filmi olsun dizi serisi olsun bir cinayeti aydınlatna öyküsü gibi dursa da birkaç bölüm sonra kimin işlediği ya da dizinin sonucu pek umurunuzda olmuyor hatta cinayeti yer yer unutup dağınık bazı sahnelerde kaybolup bazen de bu "bu da neyin nesi!" dediğimiz olmuyor değil.Twin peaks kasabasında Laura Palmer adında genç bir kızın ormanlık bir bölgede cesedinin bulunması üzerine cinayeti soruşturmak üzere kasabaya FBI ajanı Dale Cooper gönderilir.Twin peaks'in karmaşık ilişkilerle dolu dünyasında herkes zanlı gibidir.Kyle maclachlan'ın canlandırdığı bu rol asıl iskelet kısım olsa da kendisi bile olayların ve karakterlerin çetrefilli atmosferinde kaybolabilmektedir.Yalnız Üçüncü sezonda Cooper çok farklı bir betimlemeyle verilmiştir.Dış dünyadan tamamen kopuk gibi görünen lakin iç dünyası derya deniz bir karakter.Bu karakter.
Yazımın sonunda diziye varlığıyla ayrı bir tat katan ve Lynch'i bu düşüncesiyle alkışladığım geçen sene kaybettiğimiz efsanevi oyuncu Harry Dean Stanton'u anmadan geçemiyeceğim.Ara ara görünen 90 lık bu bilge gizemli adam duruşu ve çevresinde gelişen olaylara bakışıyla etkileyiciydi.
Her zaman beklerim uykusuzlar...



