31 Mayıs 2022 Salı

Ken LOACH ile İnsanın Yaşam Mücadelesine Avrupa Şehirlisi Üzerinden Bakış


Selam uykusuzlar.


Batının nasıl doğuya karşı Oryantalist bir bakış açısı varsa, aynı şekilde doğuda da batıya karşı buna benzer bir anlayış var diyebiliriz. Doğu batıyı müreffef görür genel manasıyla. Lakin İnsan nerede olursa olsun insandır. Bir noktada mücadeleleri, duyguları, arayışları ve ihtiyaçları aynıdır. Gerçekçi ve politik İngiliz sinemasının usta ismi Ken loach, öncesi pekçok hikayesinden de aşina olduğumuz gibi, ekonomik ve beşeri dengesizligin çarkları içerisinde yaşam mücadelesi veren, politik ayrımcılık, gelir dengesizliği, emek sömürüsü mağduru insanın onurlu mücadelesini gözler önüne seriyor.

Dave Johns, Daniel Blake rolünde öykünün kahramanına tam oturmuş bir karakter oyunculuğuyla alkışı hakediyor. Trajedik sahnelerde kendine has ironik ve mizahi üslup da kendini gösteriyor. Yürek burkan bu drama bahsettiğim bu yönleriyle izleyicisini sıkmıyor ve tatlı bir seyir sunuyor. İngiliz komedi filmlerinin de aranılan oyuncusu bu yeteneğini , dramatik ruh halleriyle bir potada eritmis görünüyor. Bu yönüyle Ken loach iyi bir oyuncu seçimi yapmış diyebiliriz. Tabi ki ona eşlik eden bir nevi aynı kaderi paylaşan Hayley Squires de eşinden ayrılmış üç çocuğuyla birlikte hayat mücadelesi veren bir anne rolünde dramaya bütünlük katmış ve mesajın alınmasında oldukça etkili olmuştur.

Ken Loach ilerlemiş yaşına rağmen bu eserinde de sanatını konuşturmuş ve tüm eserleri içerisinde en iyilerinden birine imza atmış. BAFTA Film Ödüllerinde en iyi film kategorisinde başarıya ulaşmış, yönetmenine de Cannes' da dünyanın en prestijli ödüllerinden "en iyi yönetmen" başarısını kazandırmış bu film izleyicisini tatmin etmekte diyebilirim.



Selamlarımla...


22 Mayıs 2022 Pazar

Fellini'nin Roma'sı ve Aidiyet




 Kendini ait hissettiğin şehirleri, mekanları akıp  zamanın acımasızlığı ve değişimin dayanılmaz mukavemetinin izleriyle temaşa etmek denilince aklıma "Fellini'nin Roması" gelir. Yenileşme, kültürün yer yer kırılganlığı ve sanayileşmenin yaşam içindeki ciddi izleri uzun bir aradan sonra nostaljide kendini iyiden iyiye hissettirir. Tıpkı Roma tasvirinde olduğu gibi. Sakinligin yerini kargaşa, homojenligin yerini çok kültürlülük, samimiyetin yerini uzaklaşmalar almıştır. İnsan adeta kaybolmuşcasına yolunu bulabileceği emareleri aramaya koyulur. Gelişme ve yenileşme elbette ki kaçınılmaz ve yerine göre gerekli olsa da bunun plansız ve gelişigüzel olması şehirlerimizin, bununla beraber de kültürümüzün kimliğinden uzaklaşması anlamına geliyor. 

20 Mayıs 2022 Cuma

Muammer Amca ve Karaman'da Geçmişin Tasvirleri



Ortaokul yıllarımda ayrıldığımız ve eşyaları yüklediğimiz  kamyonun kasasından son kez kiracısı olduğumuz, adını hala hatırladığım Muslu Dayının, hemen Emniyet Müdürlüğünün yanında bulunan evine ve Kemal Kaynaş caddesine son kez bakarken aklıma birgün buralara nostaljik bir duyguyla geleceğim ve çocukluğuma ait olacak nesneleri ve insanları arayacağım gelmemişti. Lakin bir Vefa borcu olarak da Üniversite Lisans bitirme tezi olarak aldığımız "Karamanoğlu Süsleme Sanatı" ile alakalı çalışma için memleketime geldiğimde yavaş yavaş sokakların ruhunu kaybetmekte olduğunu üzüntüyle temaşa ettim.
Düşünceye dalarak geçmişi hayal ettiğimde, birer ikişer katlı, bahçeli evlerin arasında Muammer amcayı görür gibi oldum. Nur içinde yatsın... Mekanlar kimliklerini kaybetmemek için can çekişirken o güzel insanlar, şehre asıl hüviyetini veren şahsiyetler de ebedi aleme göç etmekteydi.


Bilgeliğini, sevecenligini ve kendine has renkliligini unutamayacağımız değerimiz Muammer Amcayla pek çok anı vardır elbette. Babamdan dinlediğimiz bir tanesini aktarayım:

O yıllarda Karaman daha bir sakindi ve bisiklet ufak tefek işleri halletmek ve ulaşım için vazgeçilmez bir araçtı. Babam da işine bu şekilde gider gelirdi. Birgün yine eve dönerken yolda Muammer Amcayla karşılaşır ve "atla Muammer abi beraber gidelim" der. Bunun üzerine Muammer amca teklifi kibarca kabul eder ve bisikletin arkasına biner. Tabi tanıdık ve seven de çok olunca herkes selamda, latifede bulunur. Yol boyunca devam eden bu güzellik karşında Muammer amca:

"Vay be krallar gibi karşılanıyoruz" 

diyerek sesli düşünür.

Bilge şahsiyet aslında asıl krallığın insanların gönlünde olanı olduğunu bilmektedir. 


Yaşadığımız şehirlerle olan duygusal bağımızın oluşturduğu zihinsel haritanın içeriği ve zenginliği ne denli güçlü, manevi yönden tatmin edici ve cazibeli olursa bağımız ve aidiyetimiz de o denli güçlü olmaktadır. Mekanın ve insanın bütünleşmesi bu tesiri daha da artırır ve şehir asıl hüviyetini şahsi dünyamızda işte o zaman kazanır. 



Şu da bir gerçek ki yaşadığımız çevrenin bozulmadan geleceğe aktarılması geçmişle bağımızın sürdürülebilmesi açısından hayatîdır.Uzun bir fasıladan sonra, sokağa uzanan şahnişinin altını futbol kalesi yaparak plastik topla oyunlar oynadığımız, şehrin öz kimliğini oluşturan o güzide mekanların yerinde betonarme yapıları görünce adeta bizi maziye götürecek can damarını kaybetmiş gibi hissediyoruz. Zira sokağın herhangi bir sokaktan da farkı kalmıyor. İlkokul yıllarımın başlarında ikamet ettiğimiz ve bugün yerinde yeni yapı bir binanın bulunduğu evimiz de çift katlı, sokağa çıkması bulunan ve bahçeli konumlanmasıyla insan doğasına hitap ediyordu. Hemen yanında bulunan Dikbasan Camiinin minaresinden yayılan ezan sesi odalarımıza ve bahçemize doğru akardı. Camiinin geniş iç mekanında namaz saatleri haricinde yaramazca koşturduğumuzu ve şadırvanında sıcak yaz günlerinde hareretle su içtiğimizi hatırlarım.



Cami civarında yerleşen mahalle, sakinleri ve yapısıyla geleneksel Sivil mimarimizi ve gerçek manada mahalle kültürümüzü yansıtmaktaydı. Evimizin bulunduğu köşe başında bir çeşme ve küçük bir meydan, evlerin pencere ve çıkmalarından temaşa edilirdi. Meydandan içeri uzanan sokak çıkmaz sokak olup ev hanımlarının özellikle ikindi vakitlerinde çaylarını alıp oturduğu bulunmaz bir sohbet alanıydı. 


Ya yukarıda gece görüntüsünü izlediğimiz taş binaya ne demeli? Geçmişi günümüze taşıyan ünik yapılardan. Bizim ilkokul yıllarında kütüphaneydi. Google ve tayfasının olmadığı, bilginin emek ve sevgiyle özümsendigi yıllarda bilgi dağarcığımıza neler kattı neler. Bir de arka  sokaklarında Kayserilioğlu Halk Kütüphanesi ve Tartanlar Kitabevi vardı, onları da zikretmeden geçmeyelim. Taş binanın yan tarafı şehrin en merkezi park alanıydı. Sıra sıra dizilmiş ayakkabı boyacılarını hatırlarım; bazıları çocukluk arkadaşımızdı  O dönemde buranın bir motifi gibiydi. Parktan aşağıya, stadyuma doğru Molla Fenari Caddesi uzar. Bu caddeye şöyle bir yürüyüşe geçince hemen sağ taraftaki belediye iş hanına dogru ilk sokaktan giriyorsunuz, yirmi otuz metre yürüdükten sonra sola dönüp dar bir sokaktan ilerliyorsunuz. Sonra sizi geleneksel tek , çift katlı, yer yer toprak damlı, bazıları sokağa doğru çıkmalı  iki katlı güzide evler  karşılıyor. Üç dört dakikalık bir yürüyüşle Kemal Kaynaş Caddesine hafif bir eğimle iniyorsunuz. İşte sokağın tamda caddeyle birleştiği bu nokta, karlı kış günlerinde bizim kayak merkezimizdi. Malesef ki, üzülüyorum bu yolculuğu muhayyilemde yapıyorum. Zira bu yolculuk yaptığım mekanlar beton bloklarla dolu. Resim yeteneğim iyi olsaydı hayalimdekini kağıda aktarmak isterdim.  Karaman'da pek çok ev değiştirsek de son oturduğumuz ev işte tam da burada caddenin kenarında tek katlı, birbirine benzer kırmızı çatılı evlerden biriydi. Son ziyaretimde burada araçlar park etmiş, açık bir otopark vaziyetindeydi. Karşı komşularımızın bulunduğu kısımda da yekpare bir bina. Bakkal Ahmet abinin evi vardı burada. İki katlı bahçeli bir evdi ve ve bahçe duvarına bitişik küçük bir dükkanda bakkaliye işine baslamış, sonra Kemal Kaynaş Caddesi uzerinde bulunan binanın altına geçerek genişletmişti. Aradan geçen bu zamanda mahalleden neredeyse hiçbirşey kalmamış olması yürek burkucu. Buradaki yapılar senelerin yükü ve geçmişin birikimleriyle, aktardıkları yüklü hatıralarla bugünlere taşımışlardı bedenlerini. Tıpkı bir Alzhimer hastası gibi olmuş yollar sokaklar. Ruhunu yitirmiş yapılara terk etmiş. 


 İmaret Camiinin giriş kapısı kitabesini incelemek için gittiğimizde aklıma mabedin hemen karşısına düşen tek katlı geleneksel bir yapı tarzındaki dükkanıyla Berber Ahmet Amca geldi. "Damat taşları" , "talebe traşları" sesleri nameleriyle eski tarz makineyi alıp üç numara keserdi saçlarımızı. Ortaokula geçince makasla ayar çekdirmeye başlamış ve kendimi daha bir büyümüş hissetmiştim. Berber dükkanı görüntülerde yoktu. Bulunduğu yerde bir bina göze çarpıyordu. Hemen altındaki esnaflardan birinin kapısını çalarak selam verdik ve Ahmet amcayı sorduk.  Rahmetli olduğu ve apartmanın berber dükkanının bulundugu araziye yapıldığı söylenince üzülmemek elde değildi. Nur içinde yatsın. Geçmişe , şehre ve mekana mana veren  değerlerin izlerini sürerken ayrılışlara da şahit oluyorduk.

 Mekanla hemhal olmuş insanın yokluğu nostaljide kendini derinden hissettirir her zaman. Gönül isterdi dostları da mekanları da beraber görelim. Lakin bu akıp giden zamanda her daim mümkün olmuyor. ..


Sevgilerimle...


KARABAŞ DEMETİ

 Dağın mahalleye doğru uzanan yamacını kaplayan bu renk lavantagillerden o çok faydalı ve bir o kadar da az bilinen karabaş otunun marifetiy...