15 Kasım 2021 Pazartesi

Sinemanın Monalisa'sı : İngmar Bergman'ın Yaban Çilekleri


Selam Uykusuz Kardeşlerim.

 Söz konusu Bergmann ve sanatıysa bunu bir blog sayfasında ve belirli kısa bir zamanda ifade etmek güç lakin nacizane birşeyler karalamak niyetindeyim dostlar. Ürettiği eserin yekpare bütününe, yapım, yönetim ve senaryo hususlarında hakim usta sanatçı, atölyesinden çıkan eserlerin her noktasına bir imza atıyor. Sanatını yaşamıyla da özdeşleştiren yönetmen, kendi dünyasından örneklerle, insan olarak ortaklık gösterdiğimiz duygular dünyasına yolculuk yapıyor. Üniversite yıllarımda kampüste kütüphanenin sinema kısmından aldığım ve bir süre haşır neşir olduğum, sanatçının sinemayla olan yolculuğunu anlamamıza yardımcı olan bir kitabı da var; Büyülü Fener. Burada yer yer hayatın değişik evrelerinden; çocukluk, ilk gençlik yılları gibi devam edegelen süreçte yaşamın ve sinemanın bir bütün olarak birbirinden nasıl beslendiğini görebiliriz. Yaşamın reel yönüyle rüyaların da birbirinden nasıl beslendiğini çappıcı bir şekilde gözlerimizin önüne seren Bergman, sanatsal üslubunun belki de çekirdeğini oluşturduğunu düşündüğüm Yaban Çilekleri'yle her yaştan insanı kendince farklı ve bazı noktalarda birleşen bir yolculuğa çıkarmıştır.

Baş rolde büyük usta Victor Sjöström


Siyah beyaz bu şaheser, hissettirdikleriyle sinemanın ötesine geçmektedir.Başrolde aynı zamanda yönetmen olan Victor Sjöström, 80'li yaşlarında, yalnız bir profesörü canlandırıyor. Profesör Mezun olduğu Yund Üniversitesi'nden alacağı onur ödülü için Stockolm'den Yund şehrine seyahat halindeyken hayatında da bir gezintiye çıkar. Yaşadığı mekanlardan, çocukluğunu geçirdiği ve ölmüş olan eşiyle vakit geçirdiği yerlerden geçer. Bu seyahat esnasında geçmişiyle yüzleşir ve kendisini yargılar. Bu yer yer tüm yaşamının da bir muhasebesi gibidir. Tüm bu temalarıyla ağır bir hikaye olduğu düşünülmesin; izleyiciyi sıkmayan yumuşak bir havayı da bırakmadan akıcılığı devam eden bir yanı vardır. İzleyiciyi içine çeken ve etkisinde bırakan bu yapıt sanatsal gücü, karakterleri, hikayeyi anlatma biçimi, mekanları ve felsefesiyle unutulmaz bir eserdir diyebiliriz.

Rüya tasvirleriyle renklendirilmiş sahnelerde figürler belirli sembolik anlatımla sunulmuştur. Saat filmde dikkati çeken düşündürücü sembolik bir betimlemedir.




Vivaldi'nin ''Dört Mevsimi'', Dostoyevski'nin ''Karamazov Kardeşleri'', Da Vinci'nin ''Monalisa'' sı kendi alanlarında neyi ifade ediyorsa; İngmar Bergman'ın ''Yaban Çilekleri'' de sinema sanatı içerinde odur demekten kendimi alamıyorum, her ne kadar öznel bir yorum olsa da dostlar. Mutlaka izleyin derim. Hani benim ''ölmeden önce izlenecek, yapılacak şunlar bunlar gibi'' listelerim bulunmamakta lakin yine de okunması, gidilmesi, izlenmesi gereken şeyler de cidden var. Bu eser de onlardan biridir uykusuz kardeşlerim. Uykunuzdan çok da ödün vermeden, sabah işe okula geç kalma durumlarına girmeden akşam ya da gece ışık kapalı ve sessiz bir ortamda izlenmesi tavsiye edilir.

Kendinize iyi bakın uykusuz dostlarım.


KARABAŞ DEMETİ

 Dağın mahalleye doğru uzanan yamacını kaplayan bu renk lavantagillerden o çok faydalı ve bir o kadar da az bilinen karabaş otunun marifetiy...