Selam Uykusuzlar.
Son yıllarda dünya genelinde sinemada tatmin edici yapımların eksikliğinden dem vururken bir süredir fırsatını bulup izlemeyi düşündüğüm filmlerden bir tanesi joker’di.Kaliteli sinema eserlerinin önceki yıllara oranla nispeten bir adım önde olduğunu düşündüğüm bu yıl sanırım beyazperdeyle haşır neşir olan pek çok kişi de özellikle oyuncu dalında en iyi oscarı almasıyla birlikte merak seviyesi biraz daha katlanmış olabilir.Ben akademinin verdiği ödülü salt nirengi noktası aldığımı söyleyemem zira yüzyıllık süreçte de görüyoruz ki kaliteyi asıl ortaya koyan uzun yollar boyunca seyirci de oluşan teveccühtür.Lakin şunu da belirtmeliyim ki Joker filminde Jacquen PHONEİX harbiden senenin en sağlam performanslarından birini çıkartmış.Film karakterin haleti ruhiyesi ve hikayenin işlenişiyle orijinal özellikler sergilese de geçmişe öykünmeler mevcuttur.Jokerin ana kahramanı Arthur bir anti kahraman olarak bana Martin SCORCESE’nin Taksi Driver’inda Robert DE NİRO’nun can verdiği taksici karakterini anımsattı.O da geçmişi ve iç dünyasında yaşadığı çalkantılarla hastalıklı toplumda gördüğü arızaları kendince tedavi etme ve cezalandırma yoluna gitmişti.
Yukarıda betimlenen taksici Travis’in aynanın karşısına geçerek “are you talking to me?” diyerek kendi kendiyle konuşup prova yaptığı sahneyi anımsatan Arthur’un kostümünü giyip TV şovunda olduğunu hayal ederek “hep bu anı beklemiştim” diyerek sanki canlı yayındaymış moduna girmesi yakın ruh hallerine işaretler.Toplumun dışında,yalnız ve çaresizce kıvranan,aynı zamanda kendini hasta gören toplumun aslında patolojik yönden bozuk olduğunu temaşa eden bu hareketinde zahiri bağlamda şiddeti gösteren absürd hareketler ardında yufka ve sevilmeyi bekleyen bir çocuk var esasında.Taksi Driver’dan beridir çıksa da şöyle marjinal bir karakter Travis tadında izlesek dediğimiz olduysa geçen kırk yıl zarfında buna en yaklaşanlardan biri joker olsa gerek.Arthur böylelikle üstadı ve büyük biraderi Travis’e de bir saygı duruşunda bulunmakta.Esin kaynağı olmadan saygı duruşu olmadan muhakkak ki olmuyor diyoruz ya bazı yönetmenler bunu belirtmekten ayrı bir haz da almıyorlar değil.Mekanların ve karakterlerin absürd ve yer yer marjinal kullanımında da bir sinema dehası “David LYNCH” e gönderme yapmış gibi duruyor.Spoiler vermeyi çok seven bir kalem ehli olmasam da filmdeki “cüce” karakteri aklıma bunu düşürdü.
Bu da Joker’in poz verdiği,filmin de sembollerinden olan hayali şehir Gotham City’de bulunan ünlü merdiven değil elbette.İzmir’in Karataş semtinde bulunan bu benzeri New York’a gitmeden bazılarına fake joker pozu çekinme imkanı sunuyor.Kült seviyesine gelen filmlerin en cazibeli noktalarından biri de bu olsa gerek;içinde geçtiği mekanlara izleyicilerini çekmesi.Bu hususta favorim Hitckchock’un “Psyco” sunun geçtiği yol güzergahındaki Bates Motel olsa da joker ‘in yönetmenini de es geçemiyeğim.
Ana karakterimiz duygularını aşırı yaşayan ve safça ifade eden bir karakter lakin dışardan gelen negatif geri beslemeler onu marjinal noktalara taşıyabiliyor.Filmin en etkileyici sahnelerinden biri olan yukarıdaki enstantanede bunu derinden hissedebiliyoruz.Kendini üzen davranışlara verdiği o engel olunamaz gülme tepkisi ki bu gülmeyle ağlamamın adeta bir potada eridiği bir duygu durumunu betimliyor.Semt otobüsünde ön koltukta oturan çocuğa mimikler yapıp güldürürken annesinin arkaya dönerek "çocuğumu rahatsız etme" diye seslenişi yaralayıcı bir etki yapıyor.İçindeki saf sevgiyi yansıtan bu davranışın akabindeki tepki sevme ve sevilme eksikliğinden bir ömür muzdarip dostumuzda artık tahammülü olmayan bir durum.Arthur çok derin ve ruhunda yaralar bırakan bir çocukluk döneminden kalma bilinçaltı sancıları aksettirebiyor.
Neydi onu bu hale getiren? O kısımlara da girip filmi adamakıllı anlatmak niyetinde değilim tabiki.Bu da izleyicilerin merakını kamçılasın biraz.Ancak şu aşikar ki kendini hastalıklı gören toplumun asıl patolojik yönden sakat olduğunun farkında.Ve insanlar hem ona hem de çevresine karşı kaba ve korkunç.Bunu da yıllarca hayalini kurduğu talk show proğramına çıkınca sunucuya hitaben söylüyor: "sen korkunçsun benimle alay etmek için buraya çıkardın." Şu da var ki Jokerimiz kendini acıtanları bildiği gibi ufacık bir kıvılcımda olsa sevgi emarelerini de hissediyor.Tıpkı asansörde kendisine tatlı bir bakış fırlatan yan dairede küçük kızıyla yaşayan komşusunda olduğu gibi.
Tabiki olağan bir duygusallık bu tarz bir filmin kimyasına ve böyle bir karakterin doğasına uygun düşmez.Alabildiğine platonik ve sanrısal bu yakınlaşmalar joker'in dermansız yalnızlığının da ekspresyonist bir ifadesi.
İşte burada yüzleşiyoruz hakikatle.İnsan ruh hali ne olursa olsun sevgiyi de nefreti de hisseder.
Sevgilerimle...







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder